Asrı Saadet Yıldızları

0
1010
Asrı Saadet Yıldızları

Asrı Saadet Yıldızları

Nasıl kıskanmayalım o hurma kütüğünü Ey Rasul! Nasıl kıskanmayalım sırtını okşadığın kediyi, süt kardeşin Şeyma’yı, sana hizmet eden Enes’i, dostun Ebu Bekir’i, can yoldaşın Hatice’yi ve diğer asrı saadet yıldızlarını.

Ah Ebu Bekir! Ey Ebu Bekir! Nasıl bir yük bıraktın bize, bu nasıl sevgi bu nasıl iman? Bu nasıl bir ahit ki; “O ne söylüyorsa doğrudur” deyip sorgulamadın hiçbir sözünü. Bu nasıl bir muhabbettir ki hicrette bile ayrılmıyordunuz.

Ey Ebu Bekir, sadakatin Ömer’i bile kıskandırmışken biz nasıl kıskanmayalım seni? Efendimiz’in en yakınlarındandın sen. Sen ki; öylesine zenginken Allah için tüm servetini harcayıp “Allah ve Rasulü bize yeter” dedin. Sadakat ve cömertik adına ne çok alacağımız ders var senden. Bizi görsen gözlerine inanamazdın. Gözü doymazlığımızı, hep daha çok isteyişimizi, ufacık bir sadakayı bile elimiz titreyerek verdiğimizi ve dostlarımızı bile arkadan vurup, sözlerimizi tutmadığımızı görsen herhalde kahrından ölürdün. Asrı saadet yıldızlarına uzaklığımızı görsen hayrete düşerdin her halde.

Ey Ömer ! Ah Ömer! Seni nasıl kıskanmayız biz söylesene. Sen ki; Peygamberimizin duasına giren insansın. Sen, islamla yeniden doğarken islamda seninle ayağa kalkıyordu.

Asrı Saadet Yıldızları
Asrı Saadet Yıldızları

Islamiyet henüz gizlenirken, senin cesaretinle ilk kez Müslümanlar topluca Kâbe’ye gidiyordu.

Kıskançlığın güzel olabileceğini seninle öğrendik. Ömrünü hayırlara harcayan arkadaşını bir kez geçebilmek için, O’na için için imrendiğini hep gülümseyerek dinledik. Ama ne acı ki Ey Ömer, sadece dinledik. Kulağımıza küpe yapmadık. Bizde kıskandık evet, ama hep dünya mallarını, kardeşlerimizin servetlerini. Hayır’a harcayanlara senin gözünle bakamadık biz, onlar “enayiydi” bizim lügatımızda. “Herkes çalışsın kazansın” dı bizce.

Adaleti hep senin adınla duyardık , ama gel gör ki biz adil olmayı da beceremedik. Hep kendimizin ve yakınlarımızın çıkarlarını korur olduk. “Dayı” sı olmayanların boynunun bükük kalışı hiç sızlatmadı vicdanlarımızı. Yani Ey Ömer! “Bir kuzuyu kurt kapsa bunun hesabı Ömer’den sorulur” diyerek gecelerini uykusuz geçirip şehri dolaşan sen, bugün bizlerin adaleti ayak altına alıp, çıkarı baş tacı ettiğimizi görsen kahrından ölürdün herhalde. Asrı saadet yıldızlarına uzaklığımızı görsen dudakların uçuklardı kanaatimce.

Ah Osman! Ey Osman! Nasıl bir haya idi bu sendeki, nasıl bir aşktı ki Peygamberimiz bile edep duyardı senden. “Melekler bile Osman’dan haya ederken ben neden etmeyeyim” demişti. Utanma duygusunu, edep kavramını hep seninle duyduk biz ama edebimizden başımızı önümüze eğip yürüyemedik. Tüm vitrinlerle göz göze gelmemiz şartmış gibi, yada “küçük dağlar bizim eserimizmiş” gibi burnumuz yükseklerde yürüdük hep. Yada başımızı eğmek istesek “suçlular kafasını eğer, kaldır kafanı dik yürü” diye azarlandık.

Utanma duygumuzun yerinde çoktan yeller esti. Öz güvenimizi kazanalım derken öz hayamızı kaybettik. Edep sende zirve yapmışken bizde de edepsizlik zirve yaptı. Kendimizi ispat edeceğiz derken büyüklerimizi bile azarlayarak konuşmamızı görsen herhalde sende kahrından ölürdün.

Ah Ali! Ey Ali! Sen ki; ilmin kapısı oldun. ilim denince ardından da senin adın geldi hep. Sen “bana bir harf öğretenin kölesi olurum” diyecek kadar mütevaziyken bizler, biri bize bir şey anlatmaya çalışsa “ sen kimsin ki” deyip karşımızdakini aşağıladık. Azıcık bildiğimizi çok sanıp havalandık, bizden bilgilisi yok sandık. Kapadık kulaklarımızı ve aklımızı. Kulaklarımızı boş sözlere açarken, aklımızı da kısa yoldan zengin olmaya çalıştırdık sadece. İlim sahiplerine Cennet bile hayran olurken, bizler pop starlara, futbol starlarına hayran olduk, ilim sözcüğü okullarımızın içinde kalmakla yetindi sadece. Ey Ali! Eğer şu cehaletimizi görseydin herhalde kalpten giderdin. Asrı saadet yıldızlarından uzaklığımızı görsen acaba ne derdin?

Peki ya ey Hatice! Sana ne demeli söylesene. Senden sonra gelen eşlere nasıl bir yük bıraktın öyle. Sen ki çok zenginken sırf Allah razı olsun diye her şeyini teslim ettin eşine, Allah yolunda harcasın diye. Zenginlikten yoksulluğa düştün, sıkıntı çektin ama hiç şikayet etmedin halinden, hiç yakınmadın. Bizlerse hiç tatmin olamadık evlerimizde, istedik ki hep paramız konforumuza çalışsın, biraz daha kazansa eşlerimiz bizde daha çok harcayalım istedik lükse. Komşularımızın evleriyle kıyaslayıp durduk evlerimizi. “kanaat eskidenmiş” deyip moda adına kurban ettik sadakalıklarımızı.

Sen kendinden geçip muhtaçları düşünürken, bizler lüks peşinde kendimizden geçtik. Sen eşinin sıkıntılarını gideren, onu rahatlatan, destek veren fedakar eş olurken, bizler eşlerimizin tabiriyle “kafa ütüleyen, dırdırcı” eşler olduk. Yanisi şu ki Ey Hatice, biz yine sınıfta kaldık, sen de bizleri görseydin herhalde kahrından ölenlerden olurdun.

“ Ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız hidayete kavuşursunuz. Diye buyurmuş Allah Rasulü. Sizler öyle güzel yarenlerdiniz ki Allah da Rasulüde çok sevdi sizleri. Sizleri sevmek bize de miras kaldı, her birimiz birinizle özdeşleştirdi kendini. Kimimiz Ayşe olmak istedik, kimimiz Fatıma, kimide Selman ve Bilal. Gururla taşıdık adlarınızı asrı saadet yıldızları.
Ne çok öğreneceğimiz şey var sizlerden, ne çok vereceğiniz ders var bizlere. Uzak düşse de yolumuz asrı saadete, umut ediyorum ki bir gün buluşmak nasip olsun karakterlerinizle.

2010
_____________________
Fotoğraf: Ayşe Kaya
Suudi Arabistan Medine 2016

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here