Babadan Oğula Miras…

0
994

Yaşım yetmişi buldu. Her ne kadar yaş yetmiş olduğunda işin bittiğini itiraf etmek zor olsa da yalan olmadığını da doğrulamak zorundayım.

Nerde o eski kendine güven, “yaparım ederim” havalarında kendini üstte görmeler? Hayatın en güçlü, en hırslı yılları şimdi çok gerilerde kaldı.

Şimdi işin bittiği devrelerdeyim, her ne kadar malım beni hala el üstünde tutsa da, biliyorum ki artık onunda bana bir faydası yok ve bir an önce el değiştirmek için sabırsızlanıyor.

Önceleri “babacığım babacığım” diye etrafımda dönen evlatlarım şimdi beni dünyada fazlalık olarak görüyor ve “ölse de artık kurtulsak” diye bekliyorlar. Belki de onlara bırakacağım mirasım olmasa yüzüme bakmazlardı, kim bilir…

Ve etrafımda “acaba o mirastan bir parçada ben koparabilir miyim” diye şirin maskelerle dolaşan bir sürü insan… Artık hepsinden çok sıkıldım. Param gençliğimde gurur ve güç kaynağımken şimdi sadece eziyet benim için, keşke hiç kazanmasaydım diyorum. Evlatlarımın samimiyetinden bile emin değilim işte, ne büyük utanç bu!

Şimdi onlara kızıyorum ama galiba hatanın en büyüğü bende. Gençliklerinde ben alıştırdım onları bana parasına, mala mülke güvenmeye. “Bir gün ben ölünce bu miras sizin, babanızın mülkü size bir ömür yeter.” Diye ben alıştırdım onları. Bu sözleri galiba gelişi güzel söylüyordum ki bir gün bu günlerin geleceğini ve hatta bu kadar yakınımda olacağını hiç düşünmüyordum.

Önceki yıllar bunları düşünmeye hiç vaktim olmamıştı, kaptırıp gidiyordum kendimi hayata. Oysa şimdi dünya beni eskisi gibi sevmiyor. Kendini uzaklara çekiyor, “sen artık buralara ait değilsin, senin için başka bir hayat başlamak üzere” diyor. Dünyadaki onca yıla, onca şeye rağmen, dünyanın bu vefasızlığı zaten incinmiş yüreğime en büyük darbe oluyor. Bir gün bu hallere düşecektim ha!

Dünyada kazandıklarıma baktığımda, tüm ömrümü servetim içim harcamışım ve daha ölmeden benden yüz çeviren paralar kazanmışım. Şimdi tüm servetim evlatlarıma mirasımdır, ne de olsa gittiğim yere onları götürmem mümkün değil.

Bunları düşünüp dururken içimden bir ses; “geçip gidecek bir dünya için epey çalışmışsın, peki temelli kalacağın ahiret dünyası için ne kadar çalıştın?” diye sordu. Birden bire irkildim, ahiret için mi?…

Bir gün öleceğimi, bu dünyaya veda edeceğimi hiç düşünmedim ki. Gücüm kuvvetim yerindeydi, etrafımda onca insan vardı ve şeytan kulağıma; “korkma sana bir şey olmaz, gençsin sen daha.” Derdi, benimde hoşuma giderdi bu. Bu yüzden ben başka bir dünya için çalışmayı hiç aklıma getirmedim. Oysa şimdi hasta yatağımda ne çok vaktim var düşünmek için…

Ahirette para geçmeyeceğine göre, ne faydası var şimdi bu servetin bana?

Küçüklüğümde babam beni Cuma namazına götürürdü, dedemde namaz kılmayı öğretmişti. “insanın önce namazı tam olacak, Allah ilk namazdan hesaba çekermiş oğlum” derdi. Ama ben dedemden sonra hiç camiye gitmedim ki…

Küçükken tuttuğum oruçlara karşı, bu kadar mal arasında niye aç kalayım ki dedim. Zekâtı zaten “ben nasıl kazandıysam, herkes çalışıp kazansın” diyerek vermedim. Ah Hac… Şimdi içim yanıyor utanıyorum. “Allah davet ediyor sevgili kullarını.” Derdi yine dedem. Lüks tatil köyleri, yurt dışı seyahatleri varken Hac aklıma gelmedi bile.

Oysa şimdi Allah’ın davetini geri çeviremeyeceğimi biliyorum. İstesem de istemesem de gitmek zorundayım. Her nefeste biraz daha yaklaşıyorum son davete…

Aklım başıma geldi ama biraz geç oldu galiba. Keşke bunları daha önceleri düşünebilseydim de evlatlarıma değerli miraslar bırakabilseydim.

Şimdi bunları söylesem gülüp geçerler bana.
Ah… Keşke…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here