Cennette Güz

0
808

Yedigöller’in cennetin bir prototipi olduğu varsayımımı ilk Yedigöller yazımda dile getirmiştim. Teşbihte hata olmaz ne de olsa. Böylesi bir doğa güzelliğini cennete benzeten tek insan da değilimdir üstelik. Şuan bunun üzerinde durmadan ve Yedigöller’in güzelliğine de yine girmeden, direk güz manzaralarından bahsetmek istiyorum.

Daha önce mayıs ayında görme şansını bulduğum Yedigöller, doğal güzelliği ve coğrafyası ile zaten büyülemiş ve kendine hayran bırakmıştı beni. O gün bu gündür aklımda bir köşeye yazdığım bir de sonbaharda görme arzum, nihayet gerçekleşti.

Hava şartları nasıldır acaba, çok mu soğuktur, kar kış var mıdır gibisinden pek çok sorunun ardından Ya Allah, deyip kasım ayında yollara düştük. Mayıs ayında yeşilin her tonunu cömertçe sergileyen yol manzaramız, bu defa sarının her tonunu cömertçe sergileyip yine daha en baştan mest olmamızı sağlıyor.

İlk gidişim olmadığı için, bu defa bildiğim yollardan geçmek, artık hedefe ulaşmak için saati geriye doğru çekmek daha bir tatlı heyecan veriyor bana. Bildiğim, tanıdığım ve çok sevdiğim bir dostumu ziyaret ediyormuş gibi mutlu ve bu defa beni nasıl karşılayacak acaba diye oldukça meraklıyım…

Saatlerin akıp gitmesiyle birlikte, nihayet altın rengi ağaçların arasından geçerek Yedigöller Milli Parkına giriyoruz ve pür neşe bir halde araçtan inip kendimizi Yedigöller’in kucağına bırakıyoruz.

Sarı, kahverengi ve kızıl tonlarının iç içe girişi, yerdeki gazellerin yıldız yıldız duruşu, göllerin üzerini kaplayan minik yapraklar derken anlatmaya kelimelerimin gücünün yetmediği bir manzara karşısında büyülenip kalıyorum. Sonbahar manzarası her yere yakışır yakışmasına ama Yedigöller’deki bu muhteşem şölen bir başka…

Rüzgârın esmesiyle birlikte ağaçlardan dökülen yapraklar, sanki gökyüzünden altın yağıyormuşçasına ışıl ışıl ve parıl parıl düşüyor sırayla yere. Hani kalabalıktan utanmasam kollarımı açıp bağırmak istiyorum ve yaprakları yakalamak istiyorum. Zaman böyle donsun ve bu güzellik hiç kaybolmasın istiyorum…

Kelimelerim aciz olduğu gibi ne yazık ki kadrajım da aciz kalıyor o manzarayı istediğim gibi çekmeye. Çektiğim hiçbir fotoğraf gerçeği yansıtmıyor ve soluk kalıyor.

Neyse lafı fazla uzatmaya gerek yok. Eğer ilk yazdığım Yedigöller yazısını okumadıysanız, lütfen önce onu da okuyun ki yarım kalmasın bu güzellik.

Şimdi ben susuyorum, artık sıra fotoğraflarda. Biraz kekemeler ama idare edin artık…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here